Babasi basarili bir okul döneminin ardindan ona bisiklet alacagina dair söz verdigi günden sonra, birgün o kücük olmaktan cikip büyümeye baslayan kiz heyecanla ve nefes nefese kalmis bir sekilde eve kosarak gelmis, babasinin kucagina atlayip: ”Bak baba takdir aldim, söz verdin bana bisiklet alacaksin degil mi”, diye sormus cocuk ruhuyla. Sonrada genc bir kiz oldugunun farkina varip biraz daha agirdan satmis kendini: “Baba söz sözdür unutma!” demis.

Babasi gülümseyerek karsilik vermis. Kizlari arasinda özellikle Yesim kizina hic kiyamazmis. “Kizim söz dedik ya, birdaha ki hafta Sinopa calismaya gittigimde alacagim” demis.

Yalniz Yesimin düsündügü gibi bu bisiklet sadece ona özel ve sadece onun sahip olacagi bir bisiklet degilde, dört kizkardesinin beraber kullanip paylasacagi bir binme araci olacakti.

Bunu ögrendiginde bile, herzaman paylasmasini seven ve bilen bir kiz olmustur. O bisikletin alinma sebebi takdirinden dolayisiyle emiginden ve basarisindan dolayi alinmis olsada, Yesim bunu kardeslerinin yüzüne vurmamistri. „Bu bisiklet benim, babam bana aldi“ dememis ve babasina gidipte durumlarini bildigi icin“bu bisiklet benim, ablama yada kardeslerimede git al, onlar beni ilgilendirmez“ dememistir. O yaslarda bile sorumluluk tasimasini bilmistir. Sadece bir kez, ablasinin bisikleti zorla elinden aldigi gün, ablasina „Sana sürmeye izin vermiyorum, sahiplenme bisikletimi“, demis. Sonrada gidip babasina sikayet etmis ablasini, ablasida bundan dolayi azar isitmistir. Bunlari sinirle yapmis olsada, sonradan derin bir üzüntü ve pismanlik duyarak, abla yarin tüm gün bisikleti sen sür diyerek, gönlünü almis. Gülümsemesini o günlerde oldugu gibi simdilerdede kullanir, ve karsi koymak cok zor hatta imkansiz olur. O an ne yaparsa yapsin affetmemek mümkün olmaz, ki ablasida tabiki affetmis onu. Yinede ablasi ve Yesim arasinda her kardeste oldugu gibi zaman zaman cekilmezlikler, zaman zamanda kavga gürültü ve rekabet olmus ve olusmustur.

 

Bisikletin geldigi haftayi hayati boyunca unutmayacagini biliyorum bana anlattiklarindan.

O hafta bir türlü gelmek bilmemis dogal olarak. Geldiginde bile, saatler hatta dakikalar gecmek bilmemis. Gözleri yolda, düsüncesi hep bisiklette“nerde kaldi bu babam“ diye sabirsizlanmaktaymis. Geldiginde ve o bisikleti gördügünde, ifade edilmez bir mutluluk yasamis. Resmen bir hayali gercek olmus. Simdi bile, arada o güne geri döner ve o hissettiklerini düsündükce, o kadar güzel bir gün olmasina ragmen, hüzün duyar ve sonra yüzünde bir tebessümle „ cocuk olmak varmis“ diye aklindan gecirir.

Yaz tatilinde sabah aksam bisiklet sürer, doyasiya bunun tadini cikarir, hatta aksam oldugunda eve gec geldigi icin annesinden firca yermis.“ Kizim neden masa hazirlamaya yardim etmiyorsun“, „ kizim büyüdün“, „ gec oldu nerde kaldin“ gibi sözleri hergün duyar, yinede gec kalmaktan kendini alikoymazmis.

Rüyalarina bile girermis o bisiklet!

Hey gidi günler hey diye icinden gecirir bunlari aklina getirdikce.

 

Ortaokuluda basarili bir sekilde bitirdikten sonra, sirada lise, hazirlik sonrada hepimizin bildigi sinavlara sira gelmis. Onlarida kimsenin beklemedigi kadar basarili bir puanla gecip, Karadeniz Teknik Üniversitesinde Sosyalbilgiler Ögretmenligi okuma hakki kazanmis.

Ailesinden ilk defa ayri kalacagi düsüncesi onu üzmekle birlikte, bunun getirecegi degisikliklerde onu fazlasiyla korkutmus. Bu arada aileside tekrar Sinopun Dikmen ilcesine yerlesmis. Babasiyla birlikte Giresuna giderken, ev ve arkadas bulma konusu fazlasiyla canini sikmis.

„Ne yaparim gurbet ellerde tek basima“ diye düsüncelere kapilmis, ama simdi hayata baktiginda, hayatinin büyük bir bölümü gurbette gecmis ve ayaklarinin üzerinde durmayi hep basarmis.

Üniversite baslangici zor olmus vede tesadüflerle baslamis. Güzel bir tesadüf eseri, üniversite yillarini beraber gecirecegi ve simdidede cok yakin bir arkadas olan Dönenin ailesiyle tanismislar. Babasida onayi verdikten sonra büyük bir evi cok uygun bir fiyata tutmuslar.Babasi bir kac gün kaldiktan sonra Giresundan ayrilmis ve Yesimin yanliz günleri baslamis.

Ilk basta bu ayrilik her ögrencide oldugu gibi cok fazla koymus Yesim’e, ilk günleri aglamakla gecmis. Alismasida süre almis yalnizliga. Tüm bu sorumluklari nasil kaldiracagini düsünmekle gecmis ve hic sevmedigi degisiklik yine karsisina cikmis. Hic tanimadigi bir insanla bir evi paylasmak zorunda kalmasi, bambaska ortam ve insanlar bir süre canini siksada, vede Dönenin özellikle evdüzeni konusunda ve sorumluluk anlaminda farkli olmasi bir süre Yesim’i düsündürsede, zamanla Dönenin iyi bir insan oldugunu anlamasiyla son bulmus. Bundan itibaren hayatinin en güzel günleri baslamis. Suan bile üniversite günlerini hatirlarken hep iyi ve mutlu bir sekilde hatirlar, kötü günlerde yasamasina ragmen. Cok kötü insanlar hayati boyunca unutmayacagi tavirlar sergilemis, yinede Üniversite yillarini hep iyi bir sekilde hatirlar vede „hayatimin en güzel günleriydi“ demekten cekinmez.

 

Bir cok sorumluluk tasimasi ve degisik insanlarla tanismasi hem ufkunu genisletecek hemde hayat anlaminda Yesime bir cok sey katacaktir. Nitekim o Üniversiteden Diplomayla ayrildiginda yetiskin ve olgun bir bayan olarak hayata atilacaktir.

Ama o döneme gelmeden biraz Üniversite yillarini anlatayim. Her ögrenci gibi tabiki Yesimde dört yilin büyük bir bölümünü ders calismakla ve uyumakla gecirmistir.

Arkadas grubuyla yapilan sira geceleri ve türkü geceleri Üniversitede nam salmistir ve halende ne kadar güzel günlerdi diye konusulmaktadir.

Arkadaslarindan birinin hem saz calip hemde güzel sesi olmasi, birde bu arkadas grubunun can ciger olmasi bu güzellikleri dadaha tetiklemistir. Benimde tanidigim Nazan, Pinar, Döne ve Yesim bu arkadas grubunun en kenetlenmis parcalaridir ama daha bir cok ismini sayamayacagim kisiler vardir elbette. Ve sayamadigim onca isim icin burada bir özürü borc bilirim.

Unideki kötü günlerine vede kötü insanlarla tanismis olmasina vede kötü ani ve yasadiklarina hic girmedigimi belirtmek isterim.

 

Her yaz oldugu gibi yine bir yaz Dikmene ailesinin yanina gelmistir. Uni yillarindan sonra ailesine alismasi ve düzeninden tekrardan cikmasi ona hep zor gelmistir. Yinede kendi evinde ailesinin yaninda olmasini hep sevmistir.

Dikmendeki cocukluk arkadasi olan Cemileyi cok sevsede, yillar gectikce ne kadarda farklilastigini hissedecektir.

Artik onun yaptigi espirilere bile gülemeyecektir ama yinede onu bir arkadas olarak görür. Buradanda belli olacagi gibi, herkezte oldugu gibi Universite onu cok degistirecektir ve böyle olacagini o yillarda belli etmektedir.

Dikmenin Istiklal Caddesi olan yol boyuna gidip orada yürümekle, dügünlere katilip,  sohbet etmekle ve aradada ablasina gidip cocuklarla oynamakla zamaninin büyük bir bölümünü gecirmektedir Karadenizin bu kücük kasabasinda.Yegeni olan Yareni sevmek, onunla oynamak Dikmende yaptigi en sevdigi seylerden biridir simdi bile. Tabi diger yegeni olan Yagmurun ve daha yeni aramiza katilmis olan Eylülde gönlünde ayri yerleri olan diger sahsiyetlerdir ve onlari gördügünde hissettigi huzur ve mutluluk tarif edilemezdir eminim.

 

Bir gün yine Cemileyle yol boyu giderken telefonu caldiginda (calmak derken cagriyi kastediyorum), o zamanlar farkli birisinden süphelensede, ilerde bu kisinin bambaska biri oldugunu yasayacak ve görecektir.

Bu satirlar ve sözler Yesim Gümüs’ ün hayatini anlattigi icin, sadece onun acisindan anlatacagim gelisen olaylari.

Aradan bir kac gün hatta bir kac hafta gectikten sonra bir msj gelir telefonuna. Msjin icerigi Yesimi sinirlendirir,“bu kisi kendini ne zannediyor“,  diye düsünür icinden ama msja karsiligi böyle olmaz. Bu kisinin kim oldugunu bilmedigi icin, „kimsiniz, neden bahsettiginizi bilmiyorum“,der. Tekrar bir msj geldiginde, o kisi kim oldugunu anlatir ama Yesim’in kendi icindeki vulkan dinmez.“ Ne kadar simarik, belliki cok hovarda bir cocuk“, diye düsünüyor ama yine tepkisi ve cevabi buna karsilik kibar ve ilimli olur.

 

Bir süre gectikten sonra, bu msjlasmalar yine baslar. Karsi tarafin tavriysa pek degismez ama ilke göre yinede daha ilimlidir. Yesim telefonda görüselim der, cocuksa kendine o kadar güvenmektedir ki, telefona gerek yok msjla cevabini ver der. Yesim yine kibarligini bozmaz, „ben hic böyle birsey düsünmedim, olmaz!“ der ve o gecede öylece sonra erer.

 

Yaz biter ve Üniversite baslar, dersler bu sene herzamankinden daha siki olacaktir. Msjlastigi cocukla devam msjlasir vede maillede iletisime gecerler artik. Yalniz Yesimin yaklasimi tamamen arkadascadir, cocukta

öyle davranir ama gün gectikce Yesim’e dahada asik olur ama bunu hissettirmez. Hem ilk yaklasimi yanlis oldugu icin, hemde tekrar duygularini acip tamamen görüsmemeyi riske etmek istemez duygularini acarak.

Ayrica karsi tarafin birsey hissedip hissetmediginden emin degildir. Sonradan o dönemler birsey hissetmedigini ögrenecektir ama. Iki haftada bir msj yazilir, ya o cocuk tarafindan yada Yesim tarafindan. Ve o döneme göre, ki msj fiyatlarinida düsünürsek, 5-6 msj atilir karsilikli uzunca msjlasilir yani. Ama ondanda daha güzeli olan, uzunca yazilan maillerdir. Bunlarin hepsinin arkadasca oldugunun tekrar altini cizmek istiyorum.

Bu zaman icersinde Yesim diplomasini alir, bitirir yani Üniversiteyi. Hatta tüm ailesi gelir diploma törenine ve bu onu cok mutlu eder. Ailesinin duydugu gururu hisseder gözlerinde, kendiside gurur duyar kendisiyle ve gözleri hafif nemlenir.

O gün gercek hayata gecis yaptigi günlerden önceki cok kisa zaman öncesidir.

Universitenin bitmesinin verdigi üzüntü, arkadaslarindan ayrilacak olmasi, yasadiklari anilar, kalan hatiralar ve o güzel günlerin bitmesinin disinda, birde artik kendi parasinin kendi kazanmasi gerektiginin verdigi sorumlulugunun yükü. Ve binbir türlü onu bekleyecek zorluklar. Yinede gelecekten dolayi degilde, gecmisten dolayi üzülür o gün. Artik üniversite yillari geride kalmistir…

 

Tekrar Dikmene dönüs yaptiginda ilk Ögretmenlik yapacagi yer „Kadi“ olur. Cok zor ve ilkel sartlar altinda calisir orada aylarca. Telefon bile cekmez dogru düzgün. Kaldigi pansiyonda telefonun tek cektigi yer cam kenaradir. Telefonlar genelde oraya koyulur ve arada bir msj gelmis mi diye bakilir. Okul sartlarida cok kötüdür, ögrenciler köylülerin cocuklari olup cok egitimli degillerdir. Hatta bir cogu hijyenik sartlari bile yerine getirmez, bir kacinda bitlenme bile olusurmus.

Ögrencilerde pansiyonda kaldigi icin, cocuklara bakma görevi yine ögretmenlere düser ve normal bir is belki 8-10 saat arasiysa, bu ise Yesim ve arkaslari abartisiz 24 saatini vermek zorunda kalirlar. Ki bazi zamanlar haftasonuda nöbet olur ve böyle oldugu zaman neredeyse iki haftasini o pansiyonda ve okulda gecirmek zorunda kalirdi Yesim ve arkadaslari, ailesinden, normal hayattan ve herseyden uzakta. Yinede hayatinin bu dönemi Yesime cok sey katar. O  cok zor gecen günlerin ardindan daha olgun bir insan olarak cikar. Ama yasadigi zorluklar o kadar fazladir ki, o günlerine düsünce olarak bile geri dönmek istemez.

Hasan, Sadan, Özge ve Dilek arkadaslarini Kadi döneminden tanir ve hepsiyle arkadasligini sürdürmektedir.

 

Hayatindaki bunca degisiklige ragmen, asil yasadigi önemli olay, yeni arkadasliklar edinmenin ve bunca zorlugun yaninda, aslinda bir kisinin ona askini ilan etmesi olur.

Bunca zorluk yetmezmis gibi, birde birinin ona askini ve sevgisini ilan etmesi onun kafasini dahada karistirir, ve tüm olanlar ona fazla gelip, kendini odasina kapatip dakikalarca aglamasini saglar.

Kararsizligi ona yük baglar ve duygularindan emin olamamasi ise bir baski yaratir. Duvarlar üstüne üstüne gelmesiylle nefes alamamasi ayni anda gerceklesir. Ve zor günlerine dahada zor günler eklenir.

 

Hayati boyunca karar vermeyi sevmeyen bir insan oldugu icin, o günde bir karar vermesi gerektigini bilmek, kendisi fazlasiyla kötü hissetmesini saglamistir.

„Ya onu üzersem, arkadasligimiz o kadarda güzel gidiyordu, simdi niye bunu riske atiyor“ ,gibi sorulari sabaha kadar kafasindan gecirmis.

Günlerce düsünmüs ve uzun bir sürecin ardindan o kisiye karsi birseyler hissettiginin farkina varmis. Bu sürec onu fazlasiyla yorsada, sonunda onun bir sevdigi insan olmasi vede daha önemlisi birinin onu gercek bir sekilde sevmese onu cok mutlu etmistir. Güven bu huzur vermistir.

 

Artik msjlasmalari ve mail atmalari sadece arkadasca degil birer sevgili gibiymis. Soguk ve issiz Kadi bile artik Yesim’e bir hapishane gibi degilde, bir cennet bahcesi olarak gelmis. “Sevmek, sevilmek ne kadarda güzel degil mi?” Iliskilerinde ufak tefek sorunlar olsada mutlu bir sekilde iliskilerine devam etmisler.

 

Yesim Kadiyi birakmis ve Dikmenin baska bir köyünde ise baslamis. Buradaki sartlar dahada ilkelmis ama en azindan pansiyonda kalmak zorunda kalmiyor ve hergün evine dönme sansi oluyormus.

Yalniz o okulda sadece bir egitimen görevi disinda, soba yakmak ve etrafi temizlemek gibi cok zor sartlar altinda bir cok isi yapmak zorunda kalmis. En zor gelende oradaki kötü niyetli olan Köylülere laf anlatmakmis. Kötü günlerini hatirlatmamak adina cokta fazla girmeyecegim bunlara. O yüzden bu günlerin getirdigi, en azindan birseylerler kazandigi seylerden bahsetmek en dogrusu diye düsünüyorum.

 

Hergün okula babasinin, eski ve kullanmasi cok zor olan arabasiyla gidip geldigi icin, vede yollarin inanilmaz bozuk, dar vede tehlikeli olusu, Yesime söförlük konusunda cok seyler katmistir. Su günlerde bile Yesimin bunlari anlatirken ne kadar gögsü kabardigini ve gözlerindeki pariltiyi görebilirsinizJ

 

 

 

Bir keresinde cok dar olan bir yolda arabayi nasil cevirdigini anlatmasi efsane dönüsler arasinda yerini almistirJBuradan belirtmek isterim ki, o arabayi kullanmasi gercekten cok zordur, kendimde bindigim icin biliyorum bunu. Dolayisiyle sadece kendisi degil bende gurur duyuyorum, bu zor dönemi böylesine iyi basardigi vede söförlük konusunda bu kadar basarili oldugunu icin. Buradan basarilarinin devamini dilerizJ

 

Bu okuluda biraktiktan sonra, hayatinda bundan sonraki gidisatta bir kirik olacaktir, simdikinden daha farkli olacaktir yani.

Dikmenin yerel halkinin dedikoduculugunu bilen Yesim, vede hepimizin yasadigi kendi icindeki degisiklik vede büyümenin getirdigi ev icihuzursuzlugu yüzünden Istanbula gitmeye karar verir.

Gitmeden önce, Sadan Sevindik arkadasininda daha önce cok kisa calistigi vede biraktigi Ahmet Simsek adinda bir Özel kolejle anlasir.

 

Artik koskoca Istanbul onu beklememektir. Ismi bile korkutur onu, ki nitekim vardiginda hersey fazla gelir ona. Sehir ve gürültü onu bogar, arabalarsa kovalar, insanlarsa karinca gibi heryerden cikar. Korna sesleri, tehlike hissi, güvensizlik vede korku. Ama en önemlisi yalnizlik hissi. Artik tek basinadir, ailesi yoktur yaninda. Universite yillarindada böyleydi belki, ama yinede aynisi degildir. Ilk baslarda teyzesinin kizinin yaninda kalir. Huzurlu olamaz orada dogal olarak. Birde hergün okula gidis gelisinin uzakligi, Istanbula alisamamasi vs………

 

Hersey o kadar kötüdür ki ilk basta, geldigi icin pisman olur, „yapamam ben burada!“, der. Ama dedigi gibi olmayacaktir. Kötülükler ve olumsuzluklar pesini birakmayacaktir belki ama, teyzesinin yanindan ciktigi gün, yinede bir derin „ohh“ cekecektir. Ilk basta o kadar zamani yollarda gecirmeyecegi icin, ikincisiyse artik „kendi“ evi olacagi icin. Kendi evi demek pek dogru bir tanim degil, cünkü bu „kendi“ evinide bir takim insanlarla paylasacaktir.

 

Ev arkadas bulma konusunda okuldan bir arkadasi olan Nuray Yesim’e yardimci olacaktir. Kendisi kimseyi tanimadigi ve Istanbulda bir yer bilmedigi icin, bu teklifi kabul etmek zorunda kalacak vede hic tanimadigi insanlarla Kartalda bulunan Ugur Mumcu Mahellesinde bir ev tutacaktir. Insanlarla diyorum, cünkü ilk basta Bahar isminde Konyali olan genc bir bayanla anlasip. sonradan onun arkadas olan Ilknur isminde biride bunlara katilacaktir. Bu planli degildir yalniz, sadece iyilik olsun diye Yesim bu kisiyide kabul eder. Bu kisi iki ay kalacagini söyler ama o iki ay bitmez tabiki.

 

Maalesef bu arkadaslarda Yesimin Istanbulda oldugu ilk günler gibi bir fiyasko olur. Cok daginik olmalari disinda, evde giden belli degildir vede hic hesablarini bilmedikleri icin, tüm herseyin sorumlulugu Yesimin üzerine kalir. Kirayi yatirmak, faturalari takip etmek vede bir cok seyi Yesim yapmak zorunda kalir. Kötü günleri tekrardan yasatmamak adina bu günlerede detayli bir sekilde girmeyecegim vede iyi tarafindan bakacagim.

 

Her kötü döneminde oldugu gibi, bu döneminde Yesim’ e kazandirdiklari oldu. Bu arkadaslari ona tavsiye eden vede Ahmet Simsekte beraber calistigi Nuray Aydin onun cok candan yakindan arkadasi olur. Bir cok seyi paylasmak disinda ayni kaderi paylastiklarini düsünürler. Ayni sorunlari yasadiklari icin birbirlerini tamamlar vede cok iyi anlasirlar. Bu konuda söylediklerim halen gecerlidir ve bunda birsey degismemistir, tek fark Nurayin evlenmis olmasidir.

 

 

Bundan sonraki bekar hayati tek basina gececektir. Buldugu özel derslerden dolayida bu imkani yaratabilmistir. Eskisi kadar bagimli degildir, hatta hic degildir kendi kirasini kendi ödeyebilmekte ve faturalarinida yatirabilmektedir. 6 yil önce askini ilan eden kisiyle iliskileri inisli cikisli devam etmektedir. Ama oda bambaska bir hikaye oldugu icin, baska bir kitapta anlatilmasi gerekir. Bu biyografide iliskiye cok fazla girilmemistir ama bitmeyen ve sonuza kadar sürecek bir hikaye oldugu icin, sonsuzlukta kitablarda yerini alacaktir. Simdiyse Yesim 10. Subat 2011 gününü beklemektedir. Ama oda bambaska bir hikaye…Hoscakalin…

 

 

 

.

 

Gratis Homepage von Beepworld
 
Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!